Remzi KOKARGÜL

Kutlu Yayıncılık Dergisi Yazar Remzi Kokargül ile yazarlık üzerine söyleşi-1

Remzi KOKARGÜL

Kutlu Yayınevi’ne bağlı Kutlu Yazar Dergisi’nde 9 Şubat 2026 tarihinde yapılan söyleşimiz, okurlarımız için aşağıda yer almaktadır.

Niçin yazıyorsunuz? Yazmak sizin için bir uğraş mı, yoksa bir gereksinim mi?
Yazmak benim için vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. İnsan, içinde biriken bilgi, duygu ve hayalleri yazı aracılığıyla bir şekle sokup onları bir esere dönüştürdüğünde doğal olarak mutlu olur. Bir ressamın ya da heykeltıraşın ortaya koyduğu esere uzaktan hayranlıkla baktığını düşünün; ne kadar güzel bir duygudur. Ben de yazdıklarıma tam olarak böyle bakıyorum. Yazarken büyük bir keyif ve içten gelen bir istek duyuyorum. Gelen her türlü eleştiriyi ise, olumlu ya da olumsuz olsun, kendimi geliştirmek adına memnuniyetle karşılıyorum.

İlk yazdığınız anı anımsıyor musunuz; nasıl başladınız?
Güzel bir soru. İlkokul yıllarımdan başlayarak yirmi beş yaşıma kadar adeta deve yüküyle kitap okudum. Doğuda öğretmenlik yaptığım yıllarda, görev yaptığım ilin kütüphanesindeki müdür bile kitaplara olan ilgimi fark etmişti. Bir gün bana, “Hocam, sizi takip ediyoruz. Normalde herkese günde yalnızca bir kitap veriyoruz ama sizin için sınır koymayacağız; istediğiniz kadar kitap alabilirsiniz,” demişti. Bu söz benim için unutulmaz bir teşvik oldu.
Bir akşamüstü, içimde şöyle bir düşünce belirdi: Bunca yıl hep okudun, peki hiç yazmayı denedin mi? Doğrusu bu fikir ilk anda biraz ürkütücüydü; insanın kendi kalemiyle yüzleşmesi kolay değildir. Ama sonra kendi kendime, “Artık vakti geldi,” dedim, boş bir kâğıt aldım ve deneme tarzında bir şeyler yazmaya başladım.
Yazıyı bitirdikten bir süre sonra dönüp yeniden okuduğumda şaşırdığımı hatırlıyorum. Abartmak istemem ama ortaya çıkan metni samimi ve güçlü bulmuştum. İşte o an, yazarlık serüvenimin de başladığı andı.

Kitabınıza ilk imzayı attığınız anda neler hissettiniz? Bir okur imzalamanız için kitabınızı uzattığında aklınızdan geçen ilk düşünce ne olmuştu?
Yazarlık yolculuğum adım adım ilerledi. İlk yazılarımı yalnızca arkadaşlarımla paylaşarak başlayan süreç, metinlerimin radyolarda okunması ve internet edebiyat sitelerinde defalarca “günün yazısı” seçilmesiyle genişledi. Usta kalemlerin yer aldığı platformlarda verilen emek, girilen yarışmalar ve dergilerde yayımlanan ilk yazılar… Her aşama, bir sonraki adımın kapısını açtı.
İlk kitabım yayımlandığında çevremde beklediğimden daha büyük bir heyecan oluştu. Kitabı ücretsiz olarak dağıttığım için kısa sürede yüzlerce okura ulaştı ve bu da doğal olarak okur çevremi genişletti. İmza günleri ise benim için adeta bir şenliğe dönüştü. Okurların kitabı elime uzatması, kısa sohbetler, gözlerindeki ilgi ve heyecan… O anlarda aklımdan geçen ilk şey şuydu: Demek ki yazdıklarım gerçekten birilerine ulaşıyor.
O günlerin coşkusunu ve ilk imzanın heyecanını hâlâ unutamam. İnsanın kendi kitabına imza atması, uzun bir yolculuğun somut bir durağa ulaştığını hissettiren çok özel bir an.

Şimdiye dek kitap fuarına gittiniz mi? Binaya ilk girişinizden standları gezişinize dek yaşadığınız duyguları tarif edebilir misiniz?
İlk fuar deneyimimde oldukça ilginç manzaralarla karşılaştım. Kitapların ve yazarların merkezde olması gereken bir ortamda, bazı yazarların stantları ziyaret eden milletvekilleri ya da siyasi isimlerle fotoğraf çektirebilmek için büyük bir telaşa kapıldıklarını görmek beni şaşırtmıştı. Aynı şekilde, kimi stantlarda okura neredeyse ısrarla kitap satılmaya çalışılması da dikkatimi çekti.
O an şunu düşündüm: Edebiyatın kendi içinde bir vakarı ve zarafeti var. Yazarın duruşunun da bunu yansıtması gerekir. Okur zaten samimiyeti ve iyi metni hissediyor; kitabın okurunu zorlamadan bulması daha kıymetli geliyor bana.
Yine de fuar ortamının ayrı bir heyecanı var. Aynı çatı altında yüzlerce yayınevi, binlerce kitap ve okurla bir arada olmak, edebiyatın canlı bir organizma gibi nefes aldığını görmek insana umut veriyor. Fuar salonuna ilk girişimde hissettiğim şey de tam olarak buydu: Yazının ve kitabın hâlâ insanları bir araya getirebildiği duygusu.

Kitap fuarlarının okuma kültürümüze katkısı var mı? Son yıllarda her ilde düzenlenmeye başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bence bunlar gerçekten sevindirici gelişmeler. Kitapların ve yazarların okura doğrudan ulaşması, kültürün şehir şehir dolaşması önemli bir kazanım. Özellikle büyük şehirlerin dışındaki illerde düzenlenen fuarlar, kitapla arasına mesafe girmiş ya da kitaba ulaşma imkânı sınırlı olan insanlar için ciddi bir fırsat oluşturuyor.
Belediyelerin ve yerel yönetimlerin bu tür etkinlikleri kendi şehirlerine taşıması, aslında kültüre yapılan değerli bir yatırım. Aynı zamanda o şehirde yaşayan yerel yazarların da okurlarla buluşmasına, kendilerini tanıtmalarına ve yazma cesaretlerini güçlendirmelerine katkı sağlıyor.
Kısacası, fuarlar sadece kitap satılan yerler değil; okuma alışkanlığını canlı tutan, insanları edebiyat etrafında buluşturan kültürel buluşma noktaları hâline geliyor. Bu yüzden yaygınlaşmasını olumlu ve umut verici buluyorum.

Yazarken neler yapıyorsunuz? Kendinize has bir yönteminiz var mı?
Her metne başlamadan önce ele alacağım konuyu zihnimde netleştirmeye çalışırım. Ardından yazının ya da eserin iskeletini kurar; giriş, gelişme ve sonuç bölümlerini ana hatlarıyla belirlerim. Bu aşama, metnin yol haritasını oluşturur.
Sonrasında ayrıntılar devreye girer. Karakterleri, mekânı, duyguyu ve atmosferi katman katman işleyerek metne hayat vermeye çalışırım. Yazdıklarımı defalarca gözden geçirir, kimi zaman siler, yeniden kurar, bazen de baştan yazarım. İçimde “Evet, şimdi oldu” duygusu oluşana kadar metinle uğraşırım.
Benim için yazmak biraz da sabır işidir; metnin demlenmesine izin vermek gerekir.

Kendinize örnek aldığınız yerli veya yabancı bir yazar var mı? Etkilendiğiniz, üslubunu beğenip yola çıktığınız…
Yazarlık yolculuğum boyunca pek çok yazarın eserleri beni derinden etkiledi. Reşat Nuri Güntekin, Sabahattin Ali, Tezer Özlü, Tomris Uyar, Orhan Pamuk, Ataol Behramoğlu ve Haydar Ergülen gibi Türk edebiyatının güçlü kalemlerinin yanı sıra; Dostoyevski, Victor Hugo, Puşkin, Kawabata, Paul Auster ve Thomas Mann gibi dünya edebiyatının önemli yazarları da okuma ve düşünme dünyamı şekillendiren isimler arasında yer alıyor.
Bu yazarların her biri, insanı ve hayatı farklı açılardan ele alarak bana yeni pencereler açtı. Okudukça hem dilin imkânlarını hem de anlatının sınırlarını daha iyi kavradım. Tüm bu okumalar, zamanla kendi sesimi ve anlatım biçimimi bulmamda önemli bir rol oynadı.

Yazarın Diğer Yazıları