Epey zaman oldu kalemi elime almayalı. Yazmaya ara verince insanın zihninde biriken konular da çoğalıyor. Malatya Çağdaş Haber okurlarıyla yeniden buluşmayı düşünürken, söze en son yayımlanan romanımdan başlamanın daha anlamlı olacağına karar verdim. Bugün sizlere Bir Yüzbaşının Kızı romanımın ortaya çıkış hikâyesinden söz etmek istiyorum.
Romanımın merkezinde, vatan görevini her şeyin üzerinde tutan bir subay ile onun özlemle büyüyen kızının hayatı yer alıyor. Hikâye, Rusya'nın kuzeyinden başlayarak Kars ve Erzurum üzerinden Allahuekber Dağları'na, oradan da Hakkâri'nin sarp coğrafyasına uzanıyor.
Kuzeydoğu Anadolu'yu mekân olarak seçmem tesadüf değildi. Bu coğrafya, sert iklimi, zengin tarihi ve kendine has insanıyla her zaman ilgimi çekmiştir. Karın aylarca eksik olmadığı dağlar, sisler içinde kaybolan yaylalar ve tarihin izlerini taşıyan şehirler, romanın atmosferini oluşturan en önemli unsurlar oldu. Yüzbaşı Sinan'ın çocukluğunu ve gençliğini bu topraklarda geçirmesi, bölgenin sosyal hayatını, insan ilişkilerini ve zorlu yaşam şartlarını doğal bir şekilde romana taşımama imkân sağladı.
Romanın yazım süreci iki yılı aşkın bir zamana yayıldı. Bu süre boyunca yalnızca olay örgüsünü değil, geçtiği bölgelerin tarihini, kültürünü ve coğrafyasını da uzun uzun araştırdım. Her bölümün inandırıcı olması için büyük bir titizlik göstermeye çalıştım.
Kitabın adı, Rus yazar Aleksandr Puşkin'in Yüzbaşının Kızı adlı eseriyle aynı ismi taşısa da, iki roman arasında isim benzerliği dışında herhangi bir ortaklık bulunmamaktadır. Benim romanım bütünüyle Anadolu'da geçen, Türk insanının hayatını ve bir Türk subayının görev yıllarını anlatan özgün bir eserdir.
Romanın önemli bölümlerinden biri, 1992 yılında Hakkâri'nin Şemdinli ilçesine bağlı Derecik Karakolu'nda geçmektedir. Kahramanımız, burada yaşanan saldırı sırasında askerleriyle birlikte büyük bir mücadele verir. Bu bölüm, yalnızca çatışmayı değil; fedakârlığı, vatan sevgisini ve askerî dayanışmayı da anlatmayı amaçlamaktadır.
Romanın diğer kahramanı Gülay ise babasının uzun süren görevleri nedeniyle çocukluğunu özlem içinde geçirir. Nihayet babasına kavuştuğunda Ege'nin huzurlu bir kasabasında yeni bir hayat başlar. Böylece roman, Kuzeydoğu Anadolu'nun karlı dağlarından Ege'nin mavi ufuklarına uzanan farklı iklimleri ve farklı insan hikâyelerini aynı çatı altında buluşturur.
Gülay eğitimini başarıyla tamamlayarak tıp fakültesinden mezun olur ve doktor olarak hayata atılır. Babasının disiplinini, Anadolu insanının sıcaklığını ve kendi azmini bir araya getiren güçlü bir karakter olarak roman boyunca gelişimini sürdürür.
Bir Yüzbaşının Kızı, yalnızca bir asker romanı değildir. Aynı zamanda aile bağlarını, özlemi, fedakârlığı, umudu ve Anadolu'nun birbirinden farklı coğrafyalarını anlatan bir yol hikâyesidir. Romanı kaleme alırken temel gayem; okuyucuyu kimi zaman Allahuekber Dağları'nın dondurucu rüzgârına, kimi zaman Hakkâri'nin sarp kayalıklarına, kimi zaman da Ege'nin huzur veren kıyılarına götürebilmekti.
Uzun bir aradan sonra yeniden Malatya Çağdaş Haber sayfalarında sizlerle buluşmanın mutluluğunu yaşıyorum. Dilerim ki bu satırlar, romanımın ruhunu merak eden okurlar için küçük de olsa bir pencere aralar.