Sorumluluklarının Farkında Olan, Mutlu ve Başarılı Çocuk Yetiştirmek İçin (2)

Bir önceki yazımıza; ilimizde görev yapan, elleri öpülesi öğretmenlerimizin sınıflarda yaşadıklarına dair paylaşımları, yarına not düşülen anekdot niteliğindeki yakınmaları ve süreçte meydana gelen değişimlere yönelik eleştirileriyle başlamıştık.

Bir önceki yazımıza; ilimizde görev yapan, elleri öpülesi öğretmenlerimizin sınıflarda yaşadıklarına dair paylaşımları, yarına not düşülen anekdot niteliğindeki yakınmaları ve süreçte meydana gelen değişimlere yönelik eleştirileriyle başlamıştık. Okula gelirken getirmesi gereken defter, kitap ve araç gereçleri getirmeyen bir öğrenciye “Neden getirmedin?” diye sorulduğunda, öğrencinin tüm samimiyetiyle öğretmenine; “Annem unutmuş sanırım, çantama koymamış” demesi üzerinden çocuklarımızın sorumluluklarından ne denli bihaber yetiştirildiklerine dikkat çekmiştik.

Ayrıca, öğrencinin ödev yapmaması ya da arkadaş ilişkilerindeki hataları hakkında uyarıda bulunan sınıf öğretmeniyle görüşmeye gelen bir velinin, sert bir ses tonuyla; “…sen dersini anlat, benim çocuğumun eğitimi seni ilgilendirmez” demesini örnek göstererek önemli bir soruna işaret etmiştik.

Bu yaklaşımı merkeze aldığımızda; bugün yaşadığımız, zaman zaman eleştirdiğimiz ve yakındığımız toplumsal dejenerasyonun temel sebeplerini ve bu sebepler varlığını sürdürdükçe bozulmanın kaçınılmaz olduğunu vurgulamıştık. “İstiklal ve istikbalimizin teminatı olan evlatlarımız değil mi?” sorusuyla da, kendi sorumluluklarının farkında olmayan bir nesil yetiştirdiğimize dikkat çekmeye çalışmıştık.

Yazımızın sonunda ise, “Sorumluluklarının Farkında Olan, Mutlu ve Başarılı Çocuk Yetiştirmek İçin” neler yapabileceğimiz sorusuna cevap arayacağımızı ifade etmiştik.
Şimdi, gözden kaçırmamamız gereken bazı hususlara dikkat çekerek devam edelim.

Başarılı Olmak, Kendimizi Kabullenerek ve Kusurlarımızla Yüzleşerek Başlar
Günümüz eğitim sisteminde başarı çoğu zaman sınav sonuçları, diploma notları ve kariyer hedefleri üzerinden tanımlanmaktadır. Oysa gerçek başarı yalnızca akademik performansla ölçülemez. Hayatta kalıcı başarı; bireyin kendisini tanıması, güçlü ve zayıf yönlerinin farkına varması, eksiklikleriyle yüzleşebilmesi ve kendini geliştirme iradesi gösterebilmesiyle mümkündür.

Kendini olduğu gibi kabul edemeyen bireyler, sürekli başkalarıyla kıyaslama eğiliminde olurken; kendini tanıyan ve kabullenen bireyler gelişime daha açık hâle gelmektedir. Bu nedenle eğitimin temel amaçlarından biri, öğrencilerin yalnızca bilgi ve beceri kazanmalarını değil, aynı zamanda sağlıklı bir benlik algısı geliştirmelerini sağlamak olmalıdır.

Kendini Kabullenmenin Gücü
Kendini kabullenmek, kişinin kusursuz olduğunu düşünmesi anlamına gelmez. Aksine; güçlü yönlerinin yanı sıra eksik ve geliştirilmesi gereken taraflarının da farkında olmasıdır.

Eğitim ortamlarında birçok öğrenci hata yapmaktan korkmaktadır. Çünkü hata yapmak çoğu zaman başarısızlıkla eş tutulmaktadır. Oysa öğrenmenin en önemli kaynaklarından biri hatalardır. Hatalarını kabul edebilen öğrenciler, öğrenme süreçlerinde daha cesur davranmakta ve karşılaştıkları güçlükleri aşma konusunda daha kararlı olmaktadır.

Albert Einstein’ın şu sözü bu gerçeği özetlemektedir:
“Hiç hata yapmamış bir insan, yeni bir şey denememiştir.”
Bu nedenle eğitim anlayışımız; öğrencileri hata yapmaktan korkutan değil, hatalarından öğrenmeye teşvik eden bir yapıya kavuşmalıdır.

Kusurlarla Yüzleşebilmek Bir Erdemdir
İnsan doğası gereği kusurludur. Kusursuz insan olmadığı gibi; kusursuz öğrenci, kusursuz öğretmen ya da kusursuz ebeveyn de yoktur. Ancak bireyin gelişimini belirleyen unsur, kusurlarının varlığı değil; bu kusurlara karşı takındığı tutumdur.

Kusurlarını inkâr eden bireyler gelişim fırsatlarını kaçırırken; eksikliklerinin farkına varanlar kendilerini geliştirme yolunda önemli bir adım atmış olurlar. Başarılı insanların yaşam öyküleri incelendiğinde, ortak bir özellik; “Başarısızlıklarını gizlemek yerine, onlardan ders çıkarmış olmaları.” dikkat çekmektedir.

Bu nedenle çocuklara ve gençlere sürekli mükemmel olmaları gerektiği mesajını vermek yerine, gelişime açık olmanın daha değerli olduğu anlatılmalıdır.

Eğitimde Öz Farkındalığın Önemi
Öz farkındalık; bireyin kendi duygu, düşünce ve davranışlarını tanıyabilme becerisidir. Araştırmalar, öz farkındalığı yüksek bireylerin:
* Akademik başarılarının daha yüksek olduğunu,
* Problem çözme becerilerinin geliştiğini,
* Stresle daha etkili başa çıkabildiklerini,
* Sosyal ilişkilerde daha başarılı olduklarını göstermektedir.

Bu nedenle okullarda yalnızca akademik bilgiye değil; duygu yönetimi, öz değerlendirme, eleştirel düşünme ve kişisel gelişim becerilerine de yer verilmelidir.

Öğrencilere şu soruların yöneltilmesi büyük önem taşımaktadır:
* Güçlü yönlerim nelerdir?
* Geliştirmem gereken alanlar hangileridir?
* Hangi davranışlarım beni başarıya yaklaştırıyor?
* Hangi alışkanlıklarım gelişimimi engelliyor?
Bu sorulara verilen samimi cevaplar, bireyin kendisini daha iyi tanımasına katkı sağlayacaktır.

Ailenin ve Öğretmenin Rolü
Çocukların kendilerini kabul etmelerinde aile ve öğretmenlerin rolü son derece büyüktür.
Unutmayalım ki çocuklarımızın her işine koşmak, okul çantalarını taşımak, ödevlerini yapmak veya karşılaştıkları zorlukları onlar adına anında çözmek şeklide devam eden uygulamalarımız, onları korumak değildir. Bu aşırı korumacı yaklaşım, onları hayatın gerçeklerine karşı savunmasız bırakır. Onların şahsiyet gelişimlerini olumsuz etkiler.

Sorumluluk almayan, terlemeyen ve kendi yükünü sırtlamayı öğrenmeyen bir çocuk; kriz anlarında çözüm üretemez. Kendi emeğinin sonunda başarıyı yaşamayınca başarının gerçek tadını bilemez. Yarın öbür gün kendi hayatının yükü altında ezilme tehlikesiyle yüz yüze kalacaktır.

Sürekli eleştirilen, başkalarıyla kıyaslanan ve yalnızca başarıları üzerinden değer gören çocuklar zamanla özgüven kaybı yaşayabilmektedir. Buna karşılık; şartsız kabul gören, çabaları takdir edilen ve hatalarından dolayı aşağılanmayan çocuklar daha sağlıklı bir benlik algısı geliştirmektedir.

Unutmayalım ki şahsiyet, sorumluluk aldıkça güçlenir. Çocuklarımızı kendi ayakları üzerinde durabilen, dirençli ve sorumluluk sahibi bireyler olarak topluma kazandırmak en büyük sorumluluğunuzdur.

Ebeveynlerin ve eğitimcilerin görevi kusursuz çocuklar yetiştirmek değil; kendini tanıyan, eksiklerini görebilen ve onları geliştirmek için çaba gösteren bireyler yetiştirmektir.

Başarıya giden yol; kusursuz olmaktan değil, kendimizi tanımaktan ve geliştirmekten geçmektedir. Kendini kabul eden bireyler hatalarından korkmaz, eleştirilerden ders çıkarır ve gelişim fırsatlarını değerlendirebilir.

Bu nedenle eğitim sistemimizin temel hedeflerinden biri; çocuklara yalnızca bilgi yüklemek değil, onların kendileriyle barışık, özgüvenli ve sorumluluk sahibi bireyler olarak yetişmelerini sağlamaktır.

Unutulmamalıdır ki gerçek başarı; başkalarını yenmekle değil, kişinin kendi eksiklerini fark ederek her gün biraz daha iyi bir insan olabilmesiyle mümkündür.
Başarılı olmak, kendimizi kabullenerek ve kusurlarımızla yüzleşerek başlar.

Bu temel amaca dönük yazmaya devam etmenin öneminin farkındalığıyla, esen kalın…

Metin AKGÜN
Eğitim Bilim Uzmanı
Eğitimde Kaliteyi Geliştirme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
Eğitim 2023 Derneği Elazığ İl Temsilcisi