Malatya, 6 Şubat depremlerinin ardından yalnızca fiziki olarak değil, zihinsel ve yönetsel olarak da yeniden inşa edilmesi gereken bir şehir haline geldi. İşte tam bu noktada Malatya Girişimci İş İnsanları Derneği’nin (MAGİNDER) öncülüğünde başlatılan “Malatya 2030 Çalıştayı” önemli bir girişim olarak karşımıza çıkıyor.

MAGİNDER Başkanı Salih Karademir’in ortaya koyduğu vizyon, kağıt üzerinde oldukça güçlü: Ortak akıl, uzun vadeli planlama ve uygulanabilir çözümler… 2030 için 5 yıllık, 2050 için ise 25 yıllık bir yol haritası oluşturma hedefi, bugüne kadar çoğu zaman eksik kalan “planlı şehircilik” anlayışı açısından dikkat çekici.

Ancak burada bir parantez açmak gerekiyor.

Malatya, geçmişte de çok sayıda çalıştay, toplantı ve strateji belgesi gördü. Peki kaç tanesi hayata geçti? Kaç rapor raflarda tozlanmadan gerçek projelere dönüştü? İşte bu sorular, bu tür girişimlere temkinli yaklaşmayı zorunlu kılıyor.

Yine de bu kez farklı bir durum var.

Çalıştayın 10 ayrı masa üzerinden; akademisyenler, kamu temsilcileri ve sivil toplumun katılımıyla yürütülecek olması önemli bir artı. Özellikle basın için ayrı bir masa kurulması, şeffaflık ve denetim açısından olumlu bir adım. Çünkü bir şehrin hafızası da vicdanı da büyük ölçüde basındır.

Karademir’in “şehir eski düzenine dönmeyecek” tespiti ise gerçekçi ve yerinde. Malatya artık eski Malatya değil. Bu yüzden yeni merkezler, yeni ticaret alanları ve modern bir çarşı kültürü oluşturma fikri, kaçınılmaz bir gereklilik. Ama burada da dikkat edilmesi gereken ince bir çizgi var: Modernleşme adına kimliksizleşmek.

Çarşı dediğimiz şey sadece dükkânlardan ibaret değildir; bir kültürdür, bir ruhtur. Eğer bu ruh korunmazsa, yapılan her yeni yapı sadece beton yığınından ibaret kalır.

Bir diğer önemli mesele ise “ortak akıl” kavramının içinin nasıl doldurulacağıdır.

Ortak akıl demek, sadece farklı kesimlerin aynı masaya oturması değildir. Asıl mesele, o masadan çıkan kararların kim tarafından, ne zaman ve nasıl uygulanacağıdır. Eğer bu süreç net değilse, en iyi fikirler bile havada kalmaya mahkûmdur.

Bu noktada MAGİNDER’e ve çalıştay yönetimine düşen en büyük sorumluluk şudur:
Sadece konuşulan değil, uygulanan bir sürecin öncüsü olmak.

Çünkü Malatya’nın artık kaybedecek zamanı yok.

Deprem sonrası süreçte vatandaşın en büyük beklentisi; hızlı, somut ve sürdürülebilir çözümler. Eğitimden sanayiye, ulaşımdan sosyal yaşama kadar her alanda gerçekçi adımlar atılmadığı sürece, en iyi hazırlanmış raporlar bile toplumda karşılık bulmayacaktır.

Öte yandan hakkını da teslim etmek gerekiyor.

Sivil toplumun bu ölçekte bir vizyon ortaya koyması, farklı kesimleri aynı çatı altında toplaması ve geleceğe dair somut hedefler belirlemesi küçümsenecek bir adım değil. Eğer bu süreç doğru yönetilirse, Malatya için bir milat olabilir.

Ama işte o “eğer” var…

Sonuç olarak, Malatya 2030 Çalıştayı bir fırsattır.
Ama her fırsat gibi, doğru değerlendirilmezse sadece bir başlık olarak kalır.

Şehrin geleceği gerçekten ortak akılla şekillenecekse, bu aklın en önemli unsuru da hesap verebilirlik ve uygulama iradesi olmalıdır.

Yoksa Malatya, bir çalıştayı daha konuşur…
Ama geleceğini yine erteler.