“EİT Üye Ülkelerini Tanıyoruz: Kültürel Buluşmalar Serisi” kapsamında düzenlenen “Türkiye” temalı kültürel konferans, 1 Eylül 2026 Salı günü İran’ın başkenti Tahran’da bulunan EİT Kültür Enstitüsünde (ECI) gerçekleştirildi.

Konferansa, EİT Kültür Enstitüsü Başkanı Büyükelçi Muhammad Hassan, Türkiye’nin Tahran Büyükelçisi Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç ve Türkiye’nin Tahran Büyükelçiliği Kültür ve Tanıtma Müşaviri Dr. Gökhan Çetinkaya konuşmacı olarak katıldı. Ayrıca Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Doç. Dr. Zeki Eraslan, Fars Dili ve Edebiyatı uzmanı Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güler Doğan Averbek ile Özbekistan’dan bağımsız araştırmacı ve yazar Anvar Yusupov, video sunumları aracılığıyla konferansa katkıda bulundu.

Program, EİT Kültür Enstitüsü Direktör Yardımcısı Dr. Ahmet Akalın tarafından yönetildi. Konferansta Türkiye’nin kültürü ve kültürel mirası farklı yönleriyle ele alınırken, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) üyesi ülkeler arasındaki ortak kültürel değerlerin ve tarihî bağların daha iyi anlaşılması amaçlandı..

Kültürel Anlayışı Derinleştirmek
Konferansın açılışında konuşan EİT Kültür Enstitüsü Başkanı Büyükelçi Muhammad Hassan, EİT üyesi ülkelerin tarihî ve diplomatik ilişkiler sayesinde birbirleri hakkında önemli bir bilgi birikimine sahip olduğunu belirterek, “EİT Üye Ülkelerini Tanıyoruz” konferans serisinin bu geleneksel anlayışı kültürel boyutta daha da derinleştirmeyi amaçladığını ifade etti. Serinin, üye ülkelerin kültürlerini tarihî mirasın yanı sıra günümüzdeki canlılığı ve çeşitliliğiyle ele almayı ve bölge halkları arasındaki kültürel bağları güçlendirmeyi hedeflediğini belirten Hassan, Türkiye’nin farklı medeniyetlerin, geleneklerin ve fikirlerin etkileşimiyle şekillenen zengin kültürel yapısının bu yaklaşım açısından önemli bir örnek oluşturduğunu söyledi. Anadolu’nun Hititlerden Friglere, Lidyalılardan Roma ve Bizans’a, Selçuklulardan Osmanlılara uzanan çok katmanlı mirasına dikkat çeken Hassan, kültürlerin yalnızca yan yana var olmadığını, tarih boyunca birbirleriyle etkileşerek yeni kültürel biçimler oluşturduğunu vurguladı. Bu kültürel etkileşimin Anadolu’dan Orta Asya’ya, İran Platosu’ndan Kafkasya’ya, Afganistan’dan Pakistan’a kadar uzanan EİT coğrafyasındaki ortak tarihî ve kültürel bağların anlaşılması açısından önemli olduğunu ifade etti.

Malatya’da Kreş Sorununa İş Dünyasından Çözüm Teklifi
Malatya’da Kreş Sorununa İş Dünyasından Çözüm Teklifi
İçeriği Görüntüle

Kültürel Ortaklıklar, Bölge Halklarını Birbirine Yaklaştırıyor
Konferansta konuşan Türkiye’nin İran İslam Cumhuriyeti nezdindeki Büyükelçisi Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç, ülkelerin kültürel değerlerinin korunması ve uluslararası alanda tanıtılmasının toplumlar arasındaki karşılıklı anlayışın geliştirilmesindeki önemine dikkat çekti. Kültürlerin doğru ve kapsamlı biçimde tanıtılmasının, farklı toplumların birbirlerini daha yakından tanımalarına ve anlamalarına katkı sunduğunu belirten Kırlangıç, EİT coğrafyasındaki ortak kültürel değerler ve tarihî bağların öne çıkarılmasının bölge halklarını birbirine yaklaştıran güçlü bir zemin oluşturduğunu vurguladı.

Türkiye’nin Çok Katmanlı Kültürel Mirası
Türkiye’nin Tahran Büyükelçiliği Kültür ve Tanıtma Müşaviri Dr. Gökhan Çetinkaya, Türkiye’nin kültürel hafızasının binlerce yıllık medeniyet birikimi ve çok katmanlı kültürel miras üzerine şekillendiğini belirtti. Somut ve somut olmayan kültürel mirasın bu hafızanın temel taşıyıcıları olduğunu ifade eden Çetinkaya, Yahya Kemal Beyatlı’nın “Kökü mazide olan ati” ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Devam ederek değişmek, değişerek devam etmek” sözlerinden hareketle, Türkiye’nin geçmiş ile gelecek arasında kurduğu kültürel sürekliliğe dikkat çekti. Orta Asya’daki erken dönem Türk devlet ve teşkilat geleneğinden Büyük Selçuklular dönemindeki bilim, sanat ve mimari birikimine, 1071 Malazgirt sonrasında Anadolu’da ortaya çıkan kültürel sentezden Osmanlı dönemine ve günümüz Türkiye’sine uzanan tarihî süreç hakkında bilgi veren Çetinkaya, Türkiye’nin tek bir dönemin veya coğrafyanın ürünü olmadığını vurguladı. İstanbul, Konya, Ankara, Mardin ve Şanlıurfa gibi şehirlerin farklı tarihî katmanları bir arada taşıdığını belirten Çetinkaya; geleneksel Türk müziği, hat, ebru, tezhip, minyatür, çini, halı ve kilim dokumacılığı ile zengin Türk mutfak kültürünün bu mirasın önemli unsurları olduğunu ifade etti. Türkiye’nin UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan 22 varlığı ile Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde bulunan 30 unsuruna da değinen Çetinkaya, bu mirasın EİT ülkeleriyle taşıdığı ortak unsurların bölgesel kültürel iş birliğinin geliştirilmesi açısından önemli bir potansiyel sunduğunu belirtti.

Türk Masallarından Kültürel Kimliğe
Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Doç. Dr. Zeki Eraslan, konuşmasında Merkezin Türk kültürünün araştırılması, korunması ve uluslararası alanda tanıtılmasına yönelik faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Sempozyum, kongre, çalıştay ve ulusal ve uluslararası toplantıların yanı sıra Türk kültürünün önemli şahsiyetlerinin eser ve fikirlerinin farklı dillere çevrilerek uluslararası alanda yayımlanmasına yönelik projeleri anlatan Eraslan, Atatürk Kültür Merkezinin bugüne kadar 10 Uluslararası Türk Kültürü Kongresi düzenlediğini belirtti. Türk masallarının dijital ortamda derlenmesine yönelik “Masal Masal Türkiye” projesine de değinen Eraslan, İslamiyet öncesi dönemden günümüze kadar uzanan Türk masallarının masal.gov.tr veri tabanında toplandığını ve mobil uygulama üzerinden erişime sunulduğunu ifade etti. Masalların sekiz dile çevrildiğini ve uygulamanın 150’den fazla ülkede indirildiğini belirten Eraslan, “Masal Masal Türk Dünyası” projesi kapsamında Azerbaycan’dan masalların da koleksiyona dâhil edildiğini, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Kırgızistan ile iş birliğinin sürdüğünü söyledi. Eraslan ayrıca Türk giyim kültürü ve kimliği, sanat tarihi, mitoloji ve Türk mutfağının dünya mutfakları üzerindeki etkisine yönelik dijital projeler hakkında da bilgi verdi.

Türkiye’de Mevlânâ Sevgisi
Fars Dili ve Edebiyatı alanında çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu, “Türkiye’de Mevlânâ Sevgisi ve Türkiye’de Mevlânâ Çalışmaları” başlıklı sunumunda, Mevlânâ’nın Türkiye’deki kültürel ve düşünsel etkisini ele aldı. Karaismailoğlu, Mevlânâ’nın eserlerinin ve düşüncesinin Türkiye’de yüzyıllar boyunca canlılığını koruduğunu, özellikle Konya merkezli Mevlânâ geleneğinin edebiyat, tasavvuf, sanat ve kültür hayatında önemli bir yer edindiğini belirtti. Mevlânâ’nın eserlerinin Türkiye’deki akademik çalışmalar, tercümeler, yayınlar ve kültürel etkinlikler aracılığıyla günümüzde de geniş bir ilgiyle yaşatıldığını ifade eden Karaismailoğlu, Mevlânâ sevgisinin Türkiye ile EİT coğrafyasındaki toplumlar arasında ortak kültürel değerler ve tarihî bağlar açısından önemli bir köprü oluşturduğuna dikkat çekti.

El Yazmalarıyla Ortak Hafızayı Korumak
Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güler Doğan Averbek, Türkiye’deki el yazması eserler üzerinden ortak yazılı kültür mirasının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması konusunu ele aldı. İslam dünyasında el yazması geleneğinin gelişimini anlatan Averbek, Kur’an-ı Kerim’in korunması, anlaşılması ve yorumlanmasına yönelik çalışmaların güçlü bir kitap ve yazma eser kültürünün oluşmasına katkı sağladığını belirtti. Zaman içerisinde kâğıt üretimi, ciltçilik, hat, tezhip ve resim gibi sanatlarla gelişen bu geleneğin Türkiye’deki binlerce el yazması eserde somutlaştığını ifade eden Averbek, Türkiye Yazmaları Toplu Kataloğu ve Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı tarafından yürütülen çalışmalara dikkat çekti. El yazmalarının dijitalleştirilmesinin ve farklı ülkelerdeki koleksiyonları bir araya getirecek ortak veri tabanlarının oluşturulmasının ortak kültürel hafızanın daha kapsamlı biçimde ortaya çıkarılmasına katkı sağlayacağını belirten Averbek, eserlerin özgün mekânlarında korunmasının ve yasa dışı yollarla başka ülkelere çıkarılmasının önlenmesinin önemini vurguladı.

Nasreddin Hoca: Ortak Kültürel Mirasın Simgesi
Özbekistan’dan bağımsız araştırmacı ve yazar Anvar Yusupov, EİT coğrafyasındaki ortak kültürel mirasın farklı toplumlar arasındaki tarihî ve kültürel bağların anlaşılmasındaki rolüne dikkat çekti. Bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerin yalnızca ekonomik iş birliğiyle sınırlı olmadığını, ortak tarih, kültür ve kültürel mirasın da bu ilişkilerin önemli bir parçasını oluşturduğunu belirten Yusupov, Molla Nasreddin’i bu ortak mirasın dikkat çekici örneklerinden biri olarak ele aldı. Türkiye’de Nasreddin Hoca, Azerbaycan’da Molla Nəsrəddin ve Orta Asya’nın birçok bölgesinde Nasreddin Efendi adıyla tanınan bu karakterin farklı coğrafyalarda benzer anlatılarla yaşatıldığını ifade eden Yusupov, Molla Nasreddin’in Buhara ve Akşehir ile olan kültürel bağlarına da değindi. Buhara’da 1970 yılında dikilen Molla Nasreddin heykeli ve her yıl düzenlenen Molla Nasreddin Festivali ile Türkiye’de Akşehir’de gerçekleştirilen Uluslararası Nasreddin Hoca Şenliği’nin bu ortak mirasın günümüzdeki canlı örnekleri olduğunu belirten Yusupov, Buhara ve Akşehir’in EİT coğrafyasındaki ortak kültürel hafızanın farklı boyutlarını yaşatan iki önemli merkez olduğunu ifade etti.