Filenin Sultanları Avrupa şampiyonu oldu; ama asıl kazanç, Türk kadınının gücünü tüm dünyaya göstermesiydi.
Ne kadar sevinsek, mutlu olsak, kutlama yapsak azdır; çünkü Kadın Voleybol Millî Takımı Avrupa şampiyonu oldu.
Kolay da olmadı bu şampiyonluk işi.
Bir sürü takımı yendiler ve en sonunda İtalya ile finalde karşı karşıya geldiler.
Öldük öldük dirildik.
Nihayetinde umutsuzluğa düştüklerinde pes etmediler, büyük bir zafere imza attılar.
Ülkede ne zaman millî bir başarı sağlansa iş farklı noktalara gidiyor; her tarafta kutlamalar, Türk bayrakları, ırkçı söylemler…
Zafer kutlamanın da bir adabı olmalı.
Sevinmesini de toplum olarak bilmeli.
Mesele şampiyon olma meselesi değil tabii ki; burada kadının ülkedeki yerini konuşmalı, kadının gücünü tartışmalıdır.
Takım kaptanı Eda Erdem: “Cumhuriyet'in bize açtığı yolda, Türk kadınının neler başarabileceğini gösterdik. Türk kadını her zaman hayal etmeye, mücadele etmeye ve kazanmaya devam edecek. Bu kupa hepimizin!” dedi.
Ülke kadınlarının Atatürk’ün yolunda yürüdüklerinde ne kadar başarılı olacaklarını hep beraber görmüş olduk.
Mesele kadın!
Hani sıklıkla giyimi kuşamı, yaşamı gündemimizde olan; üzerinden siyaset yaptığımız, oy devşirdiğimiz kadınların fırsat verildiğinde ne kadar başarılı olabileceklerine tanık olduk.
Kadın, kadın, kadın…
Nazım Hikmet kadınları ne güzel anlatmış:
Ve kadınlar,
Korkunç ve mübarek elleri,
İnce, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
Anamız, avradımız, yarimiz
Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
Ve soframızdaki yeri
Öküzümüzden sonra gelen
Ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
Ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
Ve karasabana koşulan
Ve ağıllarda
Işıltısında yere saplı bıçakların
Oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
Kadınlar,
Bizim kadınlarımız…
Kadın toplumsal hayatın her yerinde olmalıdır; kadının olmadığı bir yerde gelişme olmaz, toplum geri kalmaya mahkûmdur.
Atatürk kadına çok önem vermiş, kadının toplumsal hayatta var olmasını istemiş, Medeni Kanun ile ilgili bir sürü yenilik yapmış, kadını erkekle eşitlemiştir. Atatürk şöyle demiştir: “Bir toplum cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinirse, o toplum yarı yarıya zayıflamış olur. Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi, kadınlarımıza karşı ihmal ve kusurun sonucudur.”
Kadın erkekle eşitlenmeli hatta erkeklerin önünde yer almalıdır.
Kadının gücü her yerde görülmelidir.
Bu başarı tabii ki kadınlarındır, kadınlar başarmıştır.
Kadın sporcuların başarılı olmasında tabii ki birçok neden vardır.
Hiçbir şey tesadüf değildir.
Atatürk ne demiştir: "Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim."
Kadın Voleybol Millî Takımı, Atatürk’ün sporcular için ifade ettiği tüm niteliklere haizdir.
Başarı da o yüzden gelmiştir.
İyi bir kondisyon bir yere kadardır.
Atatürk, sporun ve sporcunun sadece fiziksel güçten ibaret olmadığını; zekâ, yetenek ve dürüstlükle bütünleşmesi gerektiğini söylemiştir.
Aklın, zekânın, oyun kurmanın, taktiğin, tekniğin ne kadar önemli olduğunu, başarmak isteniyorsa mutlaka bunların hayata geçirilmesi gerektiğini kadın voleybol takımı oyuncuları gözümüzün içine soktular.
Bir maç sosyolojik, psikolojik, felsefi mantıkla izlenir; kazanmaktan, kaybetmekten ötedir mesele; bağırmak, çağırmak, taraf olmak, kırıp dökmek, saldırmak değildir.
Yerine göre iyiyi, kaliteyi, zekâya dayalı başarıyı, özveriyi, dayanışmayı takdir edebilmelidir insanoğlu.
Benden, ondan ayrımı yapmamalıdır.
Duygulardan arınmalıdır.
İyiye iyi diyebilmek gerekir.
Kadın voleybolcular bir destan yazdılar; tüm dünyaya Türk kadınının gücünü gösterdiler.
Onlarla ne kadar övünsek azdır.
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki kadınlar sadece spordaki başarıları ile değil davranışları, insani değerleri, mütevazılıkları ile de göz doldurdular; tüm dünyanın takdirini kazandılar.
Atatürk’ün çocukları olduklarını gösterdiler.
Şampiyon olmayı her anlamda hak ettiler.
Tebrikler!
Daha nice şampiyonluklar kutlamayı dileyelim…
Next