Bazen bir çay ocağında, bazen bir tren istasyonunda… Şehir, en güzel hikâyelerini beklenmedik anlarda anlatır.

Şehir havaları deyince nedense aklıma AVM’nin yanındaki cami ve çevresi geliyor. Her kesime hitap eden bir ortam var burada. AVM, alışveriş yapmak ve biraz da vakit geçirmek için gelen insanların, özellikle gençlerin akın akın gittiği bir yer. Bunun yanı sıra civardaki konteyner çarşısı da eski Mısır çarşılarını aratmayan bir havaya sahip. Çarşıda ne ararsanız var. Tabii caminin arkasındaki Porgalılar Çay Evi, benim için belki de bu muhitin en huzurlu yeridir.
Her dem çayın hazır olduğu bu mekân, tabure ve oturaklarla küçük masalardan oluşuyor. Çay ocağının karşısında, caminin yanında çimenlik bir alan var. İnsanlar burada çimenlerin üzerinde, ağaçların gölgesinde çaylarını içerken hararetle sohbet ediyorlar.
Vakit namazı geldiğinde sohbetler yarıda kesiliyor. Herkes namazını kılıyor, ardından yine aynı mekânda çay sohbetleri devam ediyor.
Şehrin içinde böyle sade, samimi ve huzurlu mekânların hâlâ var olması güzel. Yolunuz düşerse, ısrarla o mekânda bir çay içmenizi öneririm.

Geçtiğimiz günlerde Malatya Kent Konseyi, Malatyalı yazarlar için günübirlik bir Arapkir turu organize etti. Davet edilmeme rağmen daha önceden planlanmış başka bir programla çakıştığı için ne yazık ki katılamadım.
Ancak inşallah başka bir programda kıymetli şair ve yazarlarımızla tanışma, birlikte seyahat etme ve uzun uzun sohbet etme fırsatımız olur.
Kent Konseyi’nden İbrahim Bey, işini seven ve özveriyle çalışan genç bir kardeşimiz. Zaman zaman kendisiyle güzel sohbetlerimiz oldu. Malatyalı yazarların kültür ve edebiyat alanında zaman zaman bir araya gelmelerinin, birlikte çay içip sohbet etmelerinin ve yeni çalışmalar üzerine fikir alışverişinde bulunmalarının güzel sonuçlar doğuracağına inanıyorum.
Edebiyat biraz da bir araya gelme, birbirini tanıma ve aynı masanın etrafında konuşabilme meselesidir. Bazen bir çay, uzun bir toplantıdan daha fazla şey anlatabilir.
________________________________________
Bu yıl ilk romanım “Bir Yüzbaşının Kızı”, Kutlu Yayınevi tarafından yayımlandı.
Sevgili dostum, Malatya Çağdaş Haber Editörü Selim Apohan’ın kıymetli desteğiyle romanımız Malatya’da ve çevre illerde onlarca basın bülteninde haber oldu. İnternet üzerinden Kutlu Yayınevi ve Kitapyurdu’nda satışa sunuldu. Ayrıca Malatya’da Oktay Kitabevleri’ne ait Yüzüncü Yıl ve Yeşilçam şubelerinde ve Selam Kitabevi’nde okurların rahatlıkla bulabilmesi için raflardaki yerini aldı.
Açık söylemek gerekirse sosyal medya ve benzeri platformlar, insanlarda kitap okuma alışkanlığını giderek azaltıyor. Bazen bir insana “Neden kitap okumuyorsun?” demek, “Niye piyano çalmıyorsun?” demek kadar zor bir iş gibi geliyor.
Bu yüzden “Bir Yüzbaşının Kızı” kitabımı Türkiye’nin 25 önemli şehrindeki kütüphanelere gönderdim.
Kütüphaneler, kitapların araştırıldığı, okunduğu ve yeni okurlarla buluştuğu yerlerdir. Kitap satışlarından elde edilen gelirin benim için çok fazla önemi yok. Benim için asıl önemli olan, hiç tanımadığım bir insanın evinde kitabımın bulunmasıdır. Bundan daha büyük bir mutluluk düşünemiyorum.
Kütüphanelerde ise kitabınızın daha çok okura ulaşma ihtimali var. Hiç tanımadığınız insanlara oradan bir merhaba dersiniz. Onlar da sizi tanımaya başlar.
Belki bir gün bir kütüphanenin rafında kitabımı gören bir genç, onu eline alacak, okuyacak ve hikâyenin peşinden gidecek. Bir yazar için bundan daha güzel ne olabilir?

Benim için ayrıca manevi değeri olan “İstasyon Yazıları” kitabımız da Malatya Tren İstasyonu Çay Bahçesi’ndeki gazete büfesinde satışa sunuldu.
Kitabın adına uygun böyle bir mekânda bulunması benim için oldukça etkileyici oldu.
Büfe sahibi, donanımlı ve güler yüzlü bir insan. Kitabı eline alıp gülümseyerek:
“Remzi Bey, umarım kitabınız burada yolcular tarafından okunur.” dedi.
Bu cümle beni ziyadesiyle sevindirdi.
Çünkü kitapların da tıpkı insanlar gibi yolculukları olduğuna inanıyorum.
Kimi bir evin kitaplığında sessizce bekler, kimi bir kütüphanenin rafında yıllarca yeni bir okuyucuyu bekler. Kimi ise bir tren istasyonunda, yolculuğa çıkmak üzere olan bir insanın eline geçer.
Belki de en güzel kitap yolculuklarından biri budur.
Bir tren beklerken elinize aldığınız kitap, sizi başka bir zamana, başka bir şehre, başka insanların hayatlarına götürür.
Şehir havaları biraz da böyle şeylerdir.
Bir AVM’nin kalabalığında, bir caminin huzurunda, çarşının hareketliliğinde, çimenlerin üzerindeki çay sohbetinde, yazarların buluşma hayalinde ve bir tren istasyonunun bekleyişinde şehrin farklı yüzleriyle karşılaşırsınız.
Ve bazen şehir, size en güzel hikâyelerini hiç beklemediğiniz yerlerde anlatır.